YapiWorld
ARAŞTIRMA

 

AFYON DEPREM İHBARININ NEDENİ DEPREM DEĞİL

Prof.Dr.Uğur KAYNAK*

Depremi önceden tahmin yöntemleri; Sismik hız değişim ölçümleri, Özdirenç değişim ölçümleri, Piezomagnetik etki ölçümleri, Radon gazı deteksiyonu, Termik ölçümler, Ilıca-Kaplıca gözlemleri, Su kuyusu gözlemleri, Yabanıl ve evcil hayvan gözlemleri, Tiltmetre-Ekstansometre gözlemleri ... gibi çeşitlilikler gösterir. Bunlardan Afyon depreminden önce anomali aldığı iddia edilen Piezoelektrik Etki (Basınçla Elektriklenme) yöntemi, depremi önceden haber vermek için uygun değildir. Yöntem (teorisine girmeden) şöyle açıklanır:


Kimyasal bileşimi Silisyum Di Oksit olan Kuvars kristali, normal basınç ve sıcaklık altında heksagonal (altı köşeli) kristal sistemine sahip olup, yerkabuğundaki derinlik arttıkça kimyasal bileşimini değiştirmeden kristal sistemini değiştirir. Bu sırada mineralojik olarak Kristobalit, Tridimit ve Stişovit isimlerini alır. Bunların hepsi de piezoelektrik etki gösterir. (En yüksek piezoelektrik etki ise "heksagonal trapezoedrik tetartoedri" sisteminde görülür.) Piezoeletrik etki, eksensel basınç, saran basınç ve burulma zorlaması etkisinde kalan kuvars kristallerinde görülür. Bu etki ise valans bandındaki küresel olmayan orbitalde bulunan oynak elektronların, atomik çap değişimi ya da biçim değişiminin Coulombic (elektrik yükü) enerjisinin, elektron bağ enerjisini aşması sonucunda, bu elektronların iletkenlik bandına fırlatılması ile (deprem anında) meydana gelir.(Şekil-1)


Şekil-1. Piezoelektrik Etki.


Bu etki "Manyetolu" tabir edilen gazlı çakmaklarda ateşleme mekanizması olarak kullanılmaktadır.Çakmak uygulamasında en çok yarım gram ağırlığındaki uzun eksene dik kesilmiş bir kuvars kristali plakasının üzerine bir mini çekiç darbesi yapılır. Bu darbe sonucunda ortaya çıkan piezoelektrik etki, çok düşük yük miktarına karşılık çok yüksek gerilimlidir(15000-20000 Volt). Bu sırada açılan gaz çıkış borusu elektrod olarak kullanıldığından, gerilimin elektroda atlaması sonucunda gaz tutuşturulur.


Doğrultu atımlı fay depremlerinde ise sadece fay düzleminin iki tarafındaki blokların 50 - 60 m'lik bölümünde, derinlerde akma gerilmesinden kopma gerilmesine geçen kayaçlarda biçim değiştirme zorlamasına maruz kalan kuvars kristalleri, her mikro tansiyon çatlağı atağında, piezoelektrik etki ile ortama elektron pompalarlar. Bu statik yük fazlalığı, derinlerde ortam çok iletken olduğundan, birkaç nanosaniye içerisinde Yerküre tarafından soğurularak dağıtılır. (Topraklanır.) Türkiye'deki baskın deprem derinliği olan 15.inci kilometrelerde de iletkenlik çok yüksektir. Yeryüzüne yakın kesimlerdeki camsı kayaçlar içerisindeki formasyon suyunun epeyce yalıtkan olması dolayısı ile bu statik yük bir süre canlı kalabilir. Tam bu sırada bir fay yırtığı oluştuğunda ise bu elektron kümesi, fay yırtığından dışarı ejekte edilerek özellikle gece karanlığında görülen "deprem ışığı"nı oluşturur. Gölcükte bazı subaylar bu deprem ışığını, ilk anda nükleer bomba saldırısı sanmışlardır. Depremzedeler ise bu olayı "Deniz Yandı" diye tanımlamışlardı.


Diğer taraftan depremi önceden haber vereceği iddia edilen aletle alınan elektrostatik pikler, sonuçta hepsi de doğal elektron yük salınımları doğuran "Deplasman akımlarından", "Manyetik fırtınalardan", "Aurora'lardan", "Yağmur ormanlarındaki yıldırım deşarjlarından" , yani Tellürik Noise'lerden soyutlanamaz. Bunların hepsinin ortak harmoniklerinde "rezonans periyodlarda" çizgi genişliği sharp pikler oluşur. Söz konusu doğal elektrostatik pikler deprem olsa da olmasa da varlığını sürdürür. Bunların; 1, 8, 14, 140, 510, 760 Hz frekanslarda ve yaklaşık 3.1 günlük periyodunda büyük girişim pikleri vardır. Dolayısı ile bileşke Tellürik Noise'in, spektrum analizi ile background düzgünlemesi yapılmadıkça, yaklaşık her üç-beş günde bir Türkiyenin (ve Dünya'nın) her yerinden bu aletle ölçü alındığında sahte deprem ihbarları alınacaktır. Bu durumda başarı oranı yok denilecek kadar azdır.


Milliyet Gazetesi'nin 24.Mart.2001 ve 25.Mart.2001 tarihli nüshalarında, serlevhadan büyük puntolarla verilen haberlerinde, "Büyük İstanbul Depreminin 10 saat önceden haber verileceği" duyurulmuştu. Beklenilen deprem Tuzla'dan Tekirdağ'a kadar bütün kuzey Marmara sahil şeridinde etkili olacağından buna "Marmara Depremi" demek gerekir. Bu beklenilen depremin oluştuğu zemin Marmara Denizi'nin tabanında yer alır. Marmara Denizi'nin tabanı, üzerindeki görece ince sedimanlar gözardı edildiğinde, 5 ila 7 km kalınlıklı (gerilim rejimi altında kaldığı için incelmiş) Peridotit'ik - Bazalt'ik "Okyanus Kabuğu" bileşimindedir. Bu bileşimdeki kayaçlarda serbest kuvars bulunmaz. Buna karşılık piroksen, olivin (peridot), hornblend, serpantin, omfasit, granat, vs. bulunur. Bu minerallerin hepsi de paramagnetik özelliklidir. Ancak aksesuar mineral olarak bulunan Magnetit ve Pirotin ise ferromagnetiktir. (Doğal mıknatıs). Bunlar ise şekil bozunum zorlamasına (deformation stress) maruz kaldıklarında, bir miktar (4-5 gamma) (Piezoelektrik değil) Piezomagnetik etki gösterirler. Yani Marmara denizinin tabanında erken uyarı sisteminin Piezoelektrik değil Piezomagnetik temele dayandırılması ve sürekli Magnetik Kayıt alınması gerekir. Bu konuda deniz tabanında sürekli Termik Kayıtlar alınması ve Radon Gazı Deteksiyonları da başarılı olabilirler.


Bu yüzden Afyon Depremi'ni önceden algıladığı iddia edilen sistemin, Marmara Depremi'ni önceden uyarması mümkün görülmemektedir. Ayrıca "On Saat Önceden Haber Verilmesi Garantisi" ise, depreme karşı bilinen tek önlem olan "Depreme Dayanıklı Yapı" konusunda halkı savsaklamaya yönlendirecektir.

 

*Uğur Kaynak ,1939 yılında Elazığda Doğdu, İ.Ü.F.F.'den 1965 'te Mezun oldu, Etibank'ta, Fırat Üniversitesinde çalıştı. Kocaeli üniversitesinden kadrolu profesör olarak emekli oldu. 16 adedi depremle ilgili olmak üzere farklı konularda 37 yayın yaptı.

YapiWorld 21.09.2001