ÇEKMECE ÇÖKÜNTÜLERİ

Prof.Dr.Uğur KAYNAK*

Kasım-2001

İzmit Körfezi Depreminden önce ikisi İstanbul gazetelerinde, üçü İzmit gazetelerinde olmak üzere beklenilen depremle ilgili yazılarım yayınlandı. Depremle ilgili panellere katıldım. Yazılarımın birinde ikaz, diğerinde yalvarma, bir diğerinde bağırma, hatta devlete "Bu nasıl bir ülke ki" diye başlayan cümlelerle eleştiriler ön plana çıkmaktaydı.

Depremden sonra (Kanal D ve Kanal E gibi) katıldığım, depremle ilgili bütün meslek kuruluşlarının temsilcilerinin bulunduğu bir açık oturumda, sonuç olarak ittifakla; Müteahhitler, Belediyeler, İnşaat Mühendisleri, Mimarlar, İnşaat Yaptıranlar, Fabrikatörler, Ev satın alanlar, hatta Kiracılar ve Devlet suçlu bulundu. Bunun üzerine Müteahhitler birliği temsilcisi; "Peki hocam. Sizin hiç mi suçunuz yok? Siz de bizi hiç ikaz etmediniz yani!" deyince, yanımda bulunan yayınlarımı göstermiş ve "Sonunda ne oldu dersiniz? Yazılarımı sadece öğrencilerim ve bazı akrabalarım okudular" diye cevap vermiştim.

Şimdi yine kapıda bir büyük deprem var. Ve yine deprem unutulmaya başlandı, önlem hazırlıkları yavaşladı ve durduruldu.

Buna karşılık teknolojiyi kullanabilen aydınlar, en azından bir basın kuruluşu veya televizyona bağımlı kalmaksızın, artık en önemli görsel medya kurumu olan internet'i kullanıyorlar. Bu yazıyı onların özverili çalışmaları sayesinde okumaktasınız.

Önceki çalışmalarımda** Sözü edilen 1994 yılı Marmara Bölgesi Episantr Dağılım Haritasında; Gölcük'te, Adapazarı'nda, Yalova'da ve Avcılar'da belirgin kümelenmeler oluştuğu vurgulanmıştı. Bu kümelenmeler İzmit Körfezi Depreminden beş yıl önce biçimlenmeye başlamıştır. Ve beş yıl sonra ne yazık ki (19.Mart.1992 tarihli Milliyet Gazetesi - Düşünenlerin Düşünceleri sütununda yazdığım gibi) Dünya Deprem Tarihine geçmiş olduk.

Bu kümelenmelerin sonucunda Gölcük'te bir adet doğrultu (yanal) atımlı fay, Yalova'da bir adet doğrultu atımlı fay, Adapazarı mevzii grabeninde iki adet eğim atımlı normal fay ve Avcılarda bir adet eğim atımlı normal fay çalışmıştır. Bunlardan Adapazarı ve Avcılar fayları Kuzey Anadolu Fay zonu'nun dışında kalmaktadır. Dolayısı ile Gölcük ve Yalova fayları çalıştıktan birkaç saniye sonra Adapazarı ve Avcılar fayları tetiklenmiş olmaktadır.

Depremden hemen sonra, İzmit'te ve İstanbul Büyükşehir'de katıldığım panellerde Gölcük ve Yalova faylarının sadece Avcıları değil aynı jeolojik formasyonlara sahip olan Zeytinburnu'ndan Mimarsinan'a , Marmara denizinden Güngören'e, Bağcılar'a, Kıraç'a kadar olan araziyi etkilediğini ancak diğer bölgelerde genellikle hafif hasar ve bazı yerlerde orta hasar ve nadiren yıkımla gelen 20 ölüm meydana gelirken, Avcılarda 980 ölüm olmasının bir nedeni olmalıdır demiş ve bu nedenin ise Mohoroviçiç yüzeyinden yansıma, Sismik odaklanma, Harmoniklerin karın noktası gibi uç hipotezlerle açıklanamayacağını , ancak Avcıların kendi fayını çalıştırması ile mümkün olacağını belirtmiştim.


Şimdi yapiworld.com sitesinde dört adet çalışmam yayınlanınca tamamlayıcı çalışma olarak Avcılar fayını ele alıyorum.

Aşağıda, olay bölgesinin ölçeksiz bir jeolojik haritası ve ölçeksiz bir jeolojik kesiti sunulmuştur.

 


Şekil-1. Kuvaterner Jeolojik Haritası, Önerilen faylar ve tektonostratigrafik Kesit.

 

Jeolojik haritada yalnız, en çok yirmi milyon yıl yaşındaki neojen formasyonlarla, çok yakın jeolojik çağ olan kuvaterner formasyonlar ve günümüz "resent" formasyonlar ele alınmıştır. Kuvaterner ve resent çökeller, hâlâ varlığını sürdüren derelerin, akarken gezindiği yerlerde oluşmuştur. İkişer ikişer bu derelerin yer aldığı topografya, hemen hemen yataydır. Yataya yakın bir düzlükte ise böylesine birbirine yakın iki derenin, birleşmeden varlıklarını (hâlâ) sürdürmeleri jeomorfolojikman aykırı bir durumdur. Bu aykırılığın nedeni, önünde sonunda bu derelerin yakalama (capture-captage) yapması zorunluğudur. Diğer bir değişle böylesine plastik (kil ve kum karışımı) bir zeminde, bu kadar yakın iki dere çok kısa zamanda (bir iki yüz yıl içinde) kaptaj yaparak tek dere haline gelmeliydi. Gelmediğine göre nedir buna engel olan etken sorusunun yanıtı ise çok basit:
Dereler bulundukları yeri doldursalar bile oradan ayrılamıyorlar. Çünkü bulundukları yer sürekli olarak çökmektedir. Yani çökme hızı alüvyon birikim hızından fazladır.

Ancak büyük bir olasılıkla yörede yaklaşık 720 m kalınlığa sahip olan ve genellikle sert Soğucak formasyonunun dışında kalan diğer plastik özellikli formasyonlar, tabandaki çökmeleri yeryüzünde kesin eşikler oluşturacak kadar güçlü olarak biçimlendirememekte, ancak karşılıklı bir çift monoclinal flexure (basamak kıvrım) ile cevap verebilmektedir. Dolayısı ile yeryüzünde bir fay izi görülememektedir. Bu olgu da dereleri çöküntü izi üzerinde tutmaya yetmektedir. Dikkat edilirse İstanbul Edirne Demiryolu her iki depresyon alanında da birer dereyi ısrarla takip etmektedir. Sanırım bu yüzden TCDD'nin orada bandaj-boden-ray ilişkisini emniyete almak için ilave birtakım çabalar göstermesi gerekmektedir.

Bu iki çöküntünün, tam Istrancaların güney doğu uzantısının yeraltına daldığı yerde oluşmasının tektonikman bir anlamı olmalıdır. Ama yerkabuğu veya katmanları "görece küçük düşey hareketler ihmal edildiğinde", iki serbestlik dereceli bir hareket sistemine sahip olduğundan dolayı ancak dipten yukarıya doğru kaldırıldıklarında bilateral (yanlara doğru) göç yaparak kaldırıldıkları yerde incelirler. Bu bölgede kaldırılan kesim yaklaşık olarak Yeşilköy ile Güzelce arasında yer alır. Eğer kaldırma işlevi çizgisel ise cevap çöküntü (Graben), kaldırma işlevi noktasal ise cevap pörtleme (Konik horst) olarak sonuçlanmaktadır. Konik Horst oluşumunda yanal göçe izin verilmez. İki paralel çöküntü arasında kalan yükselti statik horst olup, gerçek yükselim değildir. İster asimetrik ister simetrik Graben olsun, her iki oluşum da sedimantasyonla birlikte gelişir.

Peki Yeşilköy ile Güzelce arasındaki katmanları kaldıran güç nedir? Jeolojik verilere göre aşağıda tektonik bir etken yok. Belki izostatik kuvetler 750 m kalınlığındaki hızlı sedimantasyona karşılık veriyor olabilirler. Ama bana kalırsa etken kuvvet porozif (kabarcıksal) gaz basıncıdır. Hem de doğal gaz ! Çünkü çevrede,

1.Derin sondaj yapıldığında Ilık ve ılık-sıcak yer altı suyu alınmakta,
2.Bazı derin sondajlardan amonyaklı su alınmakta,
3.Ağaç opal gibi, eski sıcak silisli su çıkışı ve sıcaksu ayrıştırması (hidrotermal alterasyon) izleri bulunmakta,
4.Mikro ve makro fauna ve flora bolluğu gözlenmekte,
5.Marmara Denizine doğru gidildikçe sediman kalınlığı artmaktadır...

Bu da gaz oluşumu için gerekli olan organik madde, sıcaklık ve basınç demektir.

Burada önemli olan bir özellik vardır. Eğim atımlı normal faylar gerilim rejimi altında oluşurlar. Gerilim rejimi sürgit çalıştığında normal fay yavaşça açılmaya başlar. Hatta bu açıklıktan çizgisellik gösteren yer altı suyu çıkışları oluşur. Bu açılma olgusu normal faylardaki sürtünme kuvvetini diğer faylara nazaran oldukça azaltır. Ama yine de 3.5 - 5.5 Richter arasında magnitüde ulaşan depremler üreterek otururken, açıklık yeniden kapanır. Fakat diğer taraftan da her depremde tetiklenmeye meyyal bir yapıya sahip olurlar. İzmit Körfezi depreminde Küçükçekmece depresyonunun yeterince açılmış olan batı kolu çalışmıştı. Marmara depreminde ise Büyükçekmece depresyonunun örneğin yıllardan beri büyük heyelanlara neden olan doğu kolu çalışabilir.

Dolayısı ile beklenilen Marmara depreminde, Zetinburnundan Tekirdağa kadar Ergene havzası dahil yer yer yıkım riski varken, bu risk Küçükçekmece ve Büyükçekmece depresyonlarında, yani Çatalca - Hadımköy - Küçükçekmece - Büyükçekmece dörtgeninin içerisinde daha da artmaktadır.

Ne diyelim? Allah yardımcımız olsun! Bu yörenin tamamı hâlâ birinci derece deprem bölgesi içerisine alınmadı.

-----------------

*Uğur Kaynak ,1939 yılında Elazığda Doğdu, İ.Ü.F.F.'den 1965 'te Mezun oldu, Etibank'ta, Fırat Üniversitesinde çalıştı. Kocaeli üniversitesinden kadrolu profesör olarak emekli oldu. 16 adedi depremle ilgili olmak üzere farklı konularda 37 yayın yaptı.

**Bakınız: www.yapiworld.com (Deprem sayfaları, Bilimsel Makaleler : Kaynak,U.,Marmara Denizinin Tabanında Neler Oluyor? )