|
ARAŞTIRMA
|
İZOSTATİK
DEPREMLER
Mart-2003
Www.yapiworld.com'da yayınlanan Japonya kaynaklı bir deprem tetikleme çalışmasının fazla ayrıntı içermediği ve sadece kar örtüsüne bağlı kaldığını görünce yurdum insanının daha fazlasını bilmeye hakkı var diye düşündüm.
Şimdiye
kadar çok büyük magnitüdlü depremlere neden olmaması dolayısı ile izostatik
depremler pek fazla ön plana çıkarılmamıştı. Ancak işin içerisine tetikleme
işlevi girince daha önceki çalışmalarımızda da belirtildiği gibi zaten geriliminin
son aşamasına gelmiş bir doğrultu atımlı ya da düşey atımlı fay depreminin
oluş zamanının, bir dış etkenle vaktinden önceye alınması söz konusudur diye
tanımlanmıştı. Yine bütün açıklığı ile belirtmekte yarar var. İzostatik depremler
başka bir katil fay bölgesinde bulunmadıkları zaman, yani sedece kendi güçleri
ile bir deprem ürettiklerinde, nadiren 5 Richter büyüklüğüne erişebilirler.
İzostatik depremlerin nedeni:
Bütün yerkabuğu, yani
ince ve çok yoğun okyanusal kabuk ile kalın ve az yoğun kıtasal kabuk, elastopolastik
(yarı sıvı yani tikel ergimiş, zaten ergime sıcaklığına yaklaşmış yani potansiyel
sıvı) durumda olan astenosfer (enezyuvar) üzerinde batan kısmın hacmi kadar
astenosfer malzemesi ağırlığınca yüzdürülmektedir. (Bakınız: Arkhimides'in
Hamam Sefası) Açıkçası suda yüzen tahta paçası gibi yüzmektedir. Bu konuda
20 yüzyılın başlarında Himalaya eteklerinde harita alımı yapan bir İngiliz
harita ekibinin önemli katkıları olmuştur. Himalayaların eteklerinde çekül
doğrultusunun, Kutup yıldızı doğrultusuna göre Himalayalara doğru saptığının
farkedilmesi üzerine hemen olayı açıklamak için teoriler geliştirilmeye başlamıştı.
Bunlardan ikisi, Pratt ve Airy teorileri tartışmaya değer bulunmuştu. Daha
sonra aynı yoğunluklu fakat farklı kalınlıklı kabuk segmentleri teorisi reddedilerek
farklı yoğunluklu ve farklı derinlikli kabuk segmentleri teorisi kabul gördü.
Bu gün de yerkabuğunun düşey yöndeki ani yüklenmelerinde ve ani yük boşaltmalarında
bu izostazi yöntemi kabul görmekte ve problemin çözümünde yararlanılmaktadır.
Örneğin Jeofiziksel gravite ölçümlerinde elde edilen verilere bir çok düzgünleme
uygulanırken, rejyonal boyuttaki çalışmalarda izostatik düzgünlemeler de uygulanır.
|
AMİK DEPREMİ 25.Şubat.2002'de
Suriye'nin baraj kapaklarını açması sonucunda Antakya ilimiz Amik Ovasını
Asi ırmağının suları bastı. Eski Höyüklere kurulu kölerimiz ada halini
aldı. Diğerlerinin sokaklarında lastik botlarla dolaşılıyordu. Yer yer
1 metreyi aşan yüseklikte çok büyük bir alanı sular kapladı. Ortalama
yükseklik 1 m olarak alınabilir. Sanırım 20-30 km2 'lik bir alan sular
altında kaldı. Bu durumda Amik Ovasına bir gün içerisinde 20-30 milyon
ton ek yük uygulanmış oldu. Ve sonuç, Gürbulak civarında Yani Amik Ovasının
güneyinde 26.Şubat.2002 tarihinde M=4.2 depremi oluştu. |
Yerkabuğu yatay yönde
oldukça yüksek bir katılık derecesine (rijidite'ye) sahip olduğu halde, düşey
yöde daha zayıf bir burulma ve eğilme direnci gösterir. Bunun en önemli nedeni
Yerkabuğunun ufuksal doğrultularda binlerce kilometrelik bir sürekliliğe sahip
olmasına karşılık düşey yönde ancak okyanusal kabukta en çok 8 km, kıtasal
kabukta en çok 45 km kadar sürekliliğe sahip olmasıdır. Bu süreklilik kabuk
yerine litosfer ele alındığında yaklaşık 100 km 'ye ulaşır. İşte bu düşey
yöndeki zayıflık yerkabuğunun bu yöndeki yüklere karşı daha duyarlı olması
sonucunu doğurur. Boyutsal büyüklük ile işlevsel süre arasında da hep doğru
orantı süreci vardır. Örneğin bir hamam tası içerisindeki dalgaların yarım
saniyede sınıra ulaşması ile bir okyanustaki tsunami dalgalarının yarım günde
sahile ulaşması orantısı gibi. En güzel örnek ise bir tencere mercimek çorbasını
karıştırırken çalkalanma periyodunun dakika mertebesinde olmasına karşılık,
Yerkürenin sıvı çekirdeğinin çalkalanma periyodunun yaklaşık 700.000. yıl
olmasıdır. Bu çerçeveden bakıldığında yerkabuğunun üzerine konulan ya da kaldırılan
bir yükün etkisinin de uygulama süresi ile doğru orantılı olarak şiddetini
artıracaktır. Yerkabuğuna uygulanan düşey yükler bir-iki ay gibi görece kısa
zamanda yer kabuğu üzerinde hissedilir bir deformasyon yapar. Bu olay Türkçe
karşılığı ile tam olarak bir bel verme şeklinde oluşur. Uygulama süresi
ne kadar uzun olusa bel verme de o kadar etkili olur. Ancak bel vermenin de
bir sınırı vardır. Bu sınırı Arkhimides Kanunu kontrol eder.
Bu yükleme ve yük kaldırma olayları sadece kar yağışı ile sınırlı değildir. Aşağıdaki şekilde örnekleme ve sınıflama yapılmıştır:
Şekil-1. İzostatik kurallara bağlı olarak nisbeten yavaş yükleme boşaltma işlevleri.
Görece hızla yükselen
bir yanardağ konisi, hızlı birikinti konisi olşturan bir ırmak, hızlı yağış
sonucunda anormal yükleme yapan kar yağışı, ve yapay olarak hızlı yükleme
yapan baraj rezervuar gölü hep yerkabuğunda hızlı çökme ile sonuçlanan izostatik
denge arayışının sonuçlarıdır.
Akhisar vadisindeki çekirdeksiz
üzüm bağlarından her yıl bir milyon ton civarında yaş üzüm hasadı yapıldığını
duymuştum. Üç-dört ay boyunca yavaş yavaş büyüyen üzüm salkımları eylül ayında
aniden toplanıp onbeş yirmi günde kurutulup İzmir Limanına sevkedilirse yine
aynı nedenlerle az miktarda da olsa bir mevsimlik izostası arayışına sahne
olacaktır.
Tabiidir ki, Doğu Anadolu
bölgemize yağan ve ortalaması bir metreyi bulan kar yağışının birkaç ay bölgede
kalması ve bir aylık bir sürede eriyerek Fırat ve Dicle vasıtası ile bölgeyi
terketmesi de bir miktar izostatik denge arayışlarına neden olacaktır. Sadece
Keban barajının, tam dolu olduğunda onbeş milyar tondan daha fazla su kütlesi
taşıdığını hatırlıyorum. Bu durumda en azından yarısına kadar dolu tutulmaya
çalışılan baraj gölleri artık ilk doldurulduğu günlerdeki kadar etkin izostatik
depremlere neden olmamaktadırlar. Örneğin Keban Baraj Gölü ilk su tuttuğunda
beş altı yıl süren 3.5-4.5 Richter lik deprem fırtınasına neden olmuştu. Yeryüzündeki
bütün büyük baraj gölleri bu şekilde davranmıştır. Ancak Van Gölü yükselimi
sırasında Van gölü sempozyumunda da belittiğim gibi, Van gölüne ilave 9 milyar
ton su yüklendiği halde, bu izostatik deprem aktivitesi oluşmamıştır. Bunun
nedeni Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Van Gölü Sempozyumu kitabında
çıkan makalemde de bilirttiğim gibi "o dokuz milyar ton suyun Van gölüne
başka bir yerden örneğin aşırı yağışlardan falan gelmediği, suyun zaten orada
bulunduğu, fakat sadece derinlerde bulunan bu suyun, gölün tabanına "tube
like lacustrine" vasıtasıyla basıldığını söylemiştim.
Bu su seviyesi yükselmesi olayı o günlerde sadece Van Gölü için geçerli değildi. Türkiye sınırları içindeki ve orta doğudaki bütün tektonik göllerin su seviyesi yüselirken, birikinti ve doğal baraj göllerinin, çok yağış alan bölgelerde bile seviyelerinin düştüğü görülmüştü. Örneğin o günlerde yani 1990-1993 yılları arasında, aynı klimatik yörede olmalarına karşılık Hazar denizi etrafına büyük hasarlar vererek yükseldiği halde Aral Gölü tabir caizse kurumuştu. Bu durumda bu yükselen göller milyarlarca ton ilave su yüküne kavuştukları halde çevrelerinde her zamankinden farklı bir deprem etkinliği olmamıştı. Halbuki Keban barajı, Atatürk Barajı veya Kariba Barajı gibi daha küçük rezervuar gölleri, halen deprem etkinliklerini az da olsa sürdürmeye devam etmektedirler.
Şekil-2. İzostatik kurallara bağlı olarak nisbeten hızlı yükleme boşaltma işlevleri.
Şekil-2'de Siyah çift yönlü okun bulunduğu yerde, okyanusal kabuk üzerinden yaklaşık 1 milyar tonluk bir yük aniden (bir kaç dakika içerisinde) kaldırılmış ve yine aniden sayılabilecek bir süre içerisinde beyaz çift yönlü okun bulunduğu yere kondurulmuştur. Bu durumda yükün kaldırıldığı ve kondurulduğu yerlerde okyanusal kabukta bu etkilere karşı sırası ile yükselme ve belverme tepkileri oluşacak ve bu durumda periyodları birbirine eşit olmayan ve eşgüdümlü çalışmayan birbirinden bağımsız ve fakat çok yakın iki odakta düşey osilasyon depremi oluşacaktır.
Sonuç olarak İzostatik depremler büyük etkinliklere ulaşamayan depremlerdendir. Ancak tetikleme olgusu ile birikte düşünüldüğünde büyük depremlerin beklenildiği zaman konusunda bir miktar katkı konulabilmektedir.
_________________
*Prof.Dr. , Kocaeli Üni. Emekli Öğretim Üyesi, Anadolu Çevre Asamblesi II Başkanı.