YapiWorld
ARAŞTIRMA

 

DEPREMİ ÖNCEDEN HABER VERME YÖNTEM VE TEKNİKLERİ

Prof.Dr.Uğur KAYNAK*

Şubat-2002

Bu çalışmada, çoğu kez başarısız sonuçlarından dolayı, yer bilimcileri en çok çekindiren bir konu, emekliliğin de verdiği cesaretle ve açık yüreklilikle, sıkıcı olabilecek ayrıntılara girmeden, ele alınmıştır.

Bir araştırmanın bilimsel veriler ve yöntemler doğurabilmesi için sonuçlarının güvenilirliği birinci derecede önem taşır. Elde edilen sonucun bir Doğa Yasası, Hukuk Yasası, Fizik Yasası, .vs. olabilmesi için sonsuz kez tekrarlansa da, bir kez bile yanlış sonuç verme olasılığının sıfır olması şartı aranılır. Bu şart ancak Yasa tanımlaması dışında aranmaz. Örnek: SNELL Yasası, HOOK Yasası, SU BÜTÇESİ Yasası... Elde edilen sonucun Prensip olabilmesi için, fenomenin tanımlanmasında kullanılan operatörün, çok düşük standard sapma ile kesinlikten ayrılmasına izin verilir. Örnek FERMAT Prensipi, HUYGENS Prensipi, DEBYE-WALLER Prensipi, HEISENBERG BELİRSİZLİK Prensipi...Doğruluğu bilinen fakat ispatlanamayan kurallara, Postülat, şart ya da kural denilir. Örnek: Drichlet Postülatı, Random Distribution kuralı. vs...

Depremi Önceden Haber Verme Tekniklerinin hiç birini yukarıdaki bilimsellik formatına yerleştiremeyiz. Bu konuda çalışanlar sadece bilim adamları değildir. Medyumlar, Astrologlar, Meczuplar, Kâhinler, Amatör Kâşifler, Amatör Mûcitler, UFO Avcıları, hatta kendinde bir takım doğa üstü güçlerin var olduğunu sanan Halüsinasyon Tiryakileri ve Tahsilsiz Bilginler bile bu konuda çalışırlar. Bu konuda en takdir ettiğim! grup ise din adamları olup, "Depremi Allah'tan Başkası bilemez" diye, "Beşikten Mezara Kadar İlim" hadisine rağmen, din adamına yakışmayan bir kurnazlıkla işin kolayına kaçarlar. İşte kendileri de bu konuda çalışmalar yaptıkları halde kolayca açıklama ve yayın yapamayan bilim adamlarının rahatsızlıklarının nedeni budur.

Fakat bir araştırma ya da sunum yazısının bilimsel olabilmesi için ilk aranılan koşul ise sınıflandırmadır. Bu yüzden bu çalışmaya bilimsel bir hava vermek adına izninizle önce bir sınıflandırma yapmalıyım:

DEPREMİ ÖNCEDEN HABER VERME TEKNİKLERİ

SADECE TAM FAY HATTININ ÜZERİNDE UYGULANIRLAR:

I.JEOFİZİK YÖNTEMLER
    a.DEĞİŞEN ÖZDİRENÇ
     *SÜREKLİ KAYIT-ELEKTRO
     *ARALIKLI KAYIT
    b.SİSMİK HIZ DEĞİŞİMİ
     *DİREKT P,S,R,L DALGALARI
     *YANSIYAN DALGALAR
     *KIRILAN DALGALAR 
     *UZAK, YAKIN, DOĞAL YAPAY KAYNAK ÇEŞİTLERİ
     *FREKANS, GENLİK, SOĞURUM ANALİZLERİ 
     *VOLKAN SİSMİK AĞI ÇALIŞMALARI
    c.SİSMOTEKTONİK
*TARİHSEL DEPREM KATALOGLARI
*EPİSANTR GÖÇÜ ANALİZLERİ
*PROBABİLİTE HESAPLARI
*SİSMİK RİSK ANALİZİ
d.ISI AKISI, (HEAT FLOW)
e.SİSMOMAGNETİK

*SÜREKLİ DÜŞEY, YATAY, TOTAL BİLEŞEN KAYDI
*SÜSEPTİBİLİTE ANİZOTROPİSİ
*PİEZOMAGNETİK ETKİ
*PALEOMAGNETİZMA
f.YERKABUĞUNUN ARKHIMIDES YASASI (İZOSTAZİ)
* + YÜKLEMELER=VOLKAN KONİSİ, DELTA, BARAJ GÖLÜ * - YÜKLEMELER=BUZUL ERİMESİ
* ± YÜKLEMELER=KASIRGA GEÇİŞLERİ
g.FAYDAN ÇIKAN PINARLARDA SÜREKLİ RADON GAZI ÖLÇÜMÜ
h.KIRSAL EVLERDE ARGON GAZI ÖLÇÜMÜ
II. JEOLOJİK YÖNTEMLER
a.LEVHA TEKTONİĞİ b.YEREL TEKTONİK * DİRİ FAYLAR * POTANSİYEL FAYLAR c.VOLKANOLOJİ d.VARV ANALİZLERİ e.YAPAY TRECH ANALİZLERİ III.GEODETİK YÖNTEMLER a.GEOTRAVERS ÖLÇÜMLERİ b.DEFORMASYON ÖLÇÜMLERİ c.DİREKT UZAKLIK DEĞİŞİMİ d.TORK ÖLÇÜMLERİ e.GERİLİM ANALİZLERİ | IV.UZAKTAN ALGILAMA a.COĞRAFİ POZİSYON DEĞİŞİMLERİ b.UZAY GÖRÜNTÜLERİ * ALBEDO İMAJLARI * SIDE LOOKING RADAR IMAJLARI * MULTI SPECTRAL SCANNER IMAJLARI * METEOROLOJİK UYDU GÖRÜNTÜLERİ V.İYONOSFER ÜST MANTO ETKİLEŞİMİ VI.GEOTEKNİK YÖNTEMLER VE ÖLÇÜMLER a.EXTANSOMETRE ÖLÇÜMLERİ b.TİLTMETRE ÖLÇÜMLERİ c.SİSMİK RİSK ANALİZİ VII.METEOROLOJİK YÖNTEMLER a.DOYURAN BUHAR ÇİZGİSEL BULUTU b.ANİ ATMOSFER BASINCI DEĞİŞİMİ (KASIRGA) İKAZI c.ANİ MUTLAK NEM YÜKSELİMİ İKAZI VIII.ÇEVRE VE EKOSİSTEM GÖZLEMLERİ (TAM POTANSİYEL FAY HATTI ÜZERİNDE GEÇERLİDİR) a.SU KUYUSU VE BOSTAN KUYUSU GÖZLEMLERİ b.KAPLICA VE ILICA GÖZLEMLERİ c.DENİZ VE GÖL GÖZLEMLERİ * BALIK, YENGEÇ, KAVKILI HAYVAN ÖLÜMLERİ * DENİZ SUYUNDA-GÖL SUYUNDA AŞIRI ISINMA GÖZLEMLERİ * DENİZ SUYUNDA-GÖL SUYUNDA GÜMÜŞİ RENK DÖNÜŞÜMÜ * DENİZ VE GÖL TABANINDA LAV * SAKİN HAVADA AÇIKTA GEMİ YOKKEN ÇIKAN ANİ DALGA * DENİZDE VE SAHİLDE BUNALTICI ANİ MUTLAK NEM YÜKSELİMİ d.NEDENİ BELİRLENEMEYEN ÇOK ŞİDDETLİ PATLAMA SESİ e.ÖZELLİKLE GECELERİ GÖRÜLEN PARLAK IŞIMALAR f.EVLERİN İÇERİSİNDE ATEŞ TOPU GÖRÜLMESİ g.EVLERİN İÇERİSİNDE KARBON Dİ OKSİT VEYA ARGON GAZI IX.HAYVANSAL DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI (TAM POTANSİYEL FAY HATTI ÜZERİNDE GEÇERLİDİR) a.YABANIL HAYVAN DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI * TAVŞANLAR ÇILDIRMIŞ GİBİ KAÇIŞIR * YILANLAR YUVALARINI TERKEDER * SOLUCANLAR ÖLÜM BAHASINA GÜNEŞTE DOLAŞIR * BÜTÜN YABANIL HAYVANLAR AĞAÇLARA ÇIKMAYA ÇALIŞIR * BÜTÜN YABANIL HAYVANLAR İNSANDAN KORKMAYI İHMAL EDER b.EVCİL HAYVAN DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI * KÖPEKLER GEREKSİZ YERE SÜREKLİ HAVLAR * KEDİLER HUZURSUZ OLUR * TAVUKLAR YEMLENMEZ, BAĞIRIŞIR VE AĞAÇLARA UÇAR * KOYUNLAR SIĞIRLAR VE ATLAR: YEM VE SU İSTEMEZLER AHIRDA DURMAK İSTEMEZLER SÜREKLİ OLARAK BAĞIRIŞIRLAR. OTLAKTA HUZURSUZ DAVRANIŞLAR YAPARLAR .............................

Yukarıdaki sınıflandırmada adı geçenlerin açıklamasını yapmak için belki de binlerce sayfalık bir çok kitap yazmak gerekir. Eğer bu yukarıdakilerin dayandıkları fenomenlerin kısaca tanıtımı arzu edilirse ikinci bir açıklama ile "Nasıl oluyor da oluyor? Köşesi hazırlayabilirim. Fakat insanların en çok merak ettiği konu, "Nasıl olur da hayvanlar bir konuda olsa bile bizden üstün olurlar?" ezikliğidir.

Bu konunun yanıtı orta ve iç kulak yapımızda gizlidir. Bizim kulağımız audio frequency denilen işitilebilir bantta (frekans aralığında) görev yapar. Yani her canlıda olduğu gibi insanın da işitebileceği en tiz ve en pest sesler sınırlandırılmıştır. Ancak her türde bu sınırın aralığı geniş veya dar tutulmuştur. Örneğin filler "Infra Sonik" (çok düşük frekanslı) ses bandında kilometrelerce uzaklıktan haberleşebilirler. Buna karşılık yabanıl hayvanlar da avlarının, örneğin böceklerin oluşturdukları yüksek frekanslı yerel titreşimleri yakalayabilmek için ya da bir "predator" avcının yaklaşımını hissedebilmek için "Ultra sonik" (çok yüksek frekanslı) bantta dahil olmak üzere geniş bir spektrumdaki yersel titreşimlere duyarlı hale gelerek evrimleşmişlerdir.

Diğer taraftan, gerilimi giderek artan bir fay düzleminin iki yanındaki kayalarda şekil bozunumunun (deformasyon'un), "geri dönüşümlü şekil değiştirme" sınırını aşıp "akma gerilmesi"ne geçmesi gerekirken, bu özellikten hemen hemen yoksun olan elastik kayaçlarda "kopma gerilmesine" yaklaşması bu olayı meydana getirir. Kopma gerilmesine yaklaşan elastik kayaçlar, yenik düşmeden biraz önce mikro tansiyon çatlakları ile biçim değiştirme olgusunu bir müddet daha karşılamaya çalışırlar. Mikro tansiyon çatlağı tıpkı mercimek biçiminde fakat mercimekten de küçük olan ve aniden çatlama ile oluşan bir boşluk demektir. Her mikro tansiyon çatlağı açılması, kayaç içerisinde her yöne yayılan bir çıtırtı sesi doğurur. Milyarlarca tonluk fay düzlemine komşu kayaç içerisinde milyarlarca mikro tansiyon çatlağı çalışmaya başlayınca, meydana gelen çıtırtının frekansı insanların duyamayacağı bazı hayvanların duyabileceği kadar tiz frekanslarda oluşur. Görüldüğü gibi bu işlem depreme hazırlanan fay düzleminin iki tarafındaki en fazla yüz metre kalınlıklı kayaçlar içerisinde gerçekleşir. Depremden en çok sekiz on saat önce, normalinde bir iki saat önce başlayan bu çıtırtıyı duyan hayvanlarda, tekrar vurguluyorum, sadece fayın tam üzerinde yaşayan hayvanlarda, büyük korku ve huzursuzluk belirtileri başlar. Yani 20 km uzaktaki Marmara depremini İstanbul'da yaşayan hayvanların önceden hissetmesi söz konusu değildir. Ancak Uçmak Dereden ötede, o segment te kırılırsa, Kumbağ'da, Mürefte'de, Şarköy'de, tam fayın üzerinde yaşayan köylerdeki veya çiftliklerdeki evcil hayvanlar duyabilir.

Jeofizik araştırmalarda elde edilen anomalilerin nedeni de hep bu aniden oluşan petrofiziksel değişim = mikro tansiyon çatlaklarıdır.
Örneğin mikro tansiyon çatlakları oluşunca sismik hız düşer, rezistivite yükselir, piezomagnetik etki oluşur...

Hatta Argon ve Radon Gazı deteksiyonu da Mikro tansiyon çatlakları ile ilişkilidir. Granit Siyenit, Diyorit, gibi kayaçların içerisindeki potasyumlu feldspatların içerisindeki Potasyum40 "mother element" izotopu, Argon40 gazına "doughter elementine" sürekli bir reaksiyonla dönüşür. Mikro tansiyon çatlakları ile bu gaz yeryüzüne ulaşarak kırsal kesim evlerinin tabanında birikebilir. Diğer taraftan granit gibi asit plütonik kayaçların içerisinde eser miktarda var olan Uranyum235 de, radyoaktif decay "çürüme" ile bir ara element olan Radon222 ye dönüşür. Bu gaz da mikro tansiyon çatlakları ile çok derinlerden gelen pınar sularına karışır. Ancak Radon222 'nin çok önemli bir özelliği vardır. Bu ürünün daha sonraki elemente dönüşmeden bekleme yarı ömrü üç gün kadardır. Yani iki üç hafta içinde tamamen yok olur. Bu durum ise radon222'nin izi yakalanan pınar suyunun geldiği derinliklerde, mikro tansiyon çatlakları çok yeni oluşmuş anlamına gelir ki, bu çok önemli bir "depremi önceden haber verme" operatörü olarak bilinir.

Diğer bir örnek ise yeni gelişmekte olan İyonosfer-Üst Manto Etkileşimi konusundadır.
Güneşten yayılan ve Van Allen Kuşaklarında yakalanan yüklü partikülerin ve İyonosferde bir atomluk nükleer reaksiyonlarla oluşan iyonların hidromagnetik tuzaklanmaları ile oluşan enerji perdeleri, soy kırıcı ışınların engellenmesinde çok önemli görevler yaparlar. Bu arada bu yükseklerde oluşan kuşaklardaki yük salınımlarının ürettikleri primer elktromagnetik alanın düşük frekanslı bileşenlerinin bazan Yer kabuğunun altındaki üst mantoya" yaklaşık 400 km derinliğe kadar " dalıp çıkmalarının hem Yerkürede, hem de bu "İyonosfer E katmanı veya Saporadik F katmanı" gibi enerji perdelerinde, karşılıklı etkileri oluşur. (Interaction) Eğer yerkabuğunun petrofizik parametrelerinde depreme hazırlık adına ani bir değişim olursa, bunun karşılıklı etkileşim sonuçları, sürekli iyonosfer kayıtlarından yakalanabilir, diye ümit edenler bu araştırmaya girişmişlerdir. Bu enerji katmanlarını keşfedenler onlar. Dinamiğini enerji ve hareket denklemlerini çözenler onlar. İçine uydu yerleştirip doğrudan ölçümler alanlar onlar. Tabiidir ki onlar yapacak. Uğur Kaynak gibi sadece onları takip etmekten yorulan bilim adamları da "Neden bu ülke bilime bu kadar duyarsız? Neden Üniversitelerimizde bilim yapılacağına, koridorlarında muz kabuklarına karpuz kabuklarına basılmadan yürünemiyor? Diye düşünür durur.

Bütün bu yukarıda sınıflandırılan belirtilerin mantıklı bir açıklaması ve kullanılan yöntemlerin bilimsel bir dayanağı vardır. Ancak bilimsel çalışmaların sonucunda elde edilen ürün, bize kesin tarih veremediği için en başta tanımlanan Doğa Yasası, Prensip, Kural gibi operatörler arasına giremez. Ama yine bir bilimsel konsept olan Probabilite'nin bir operatörü olan Olasılık ile tanımlanır.

Ayrıca Olasılık da hafife alınamayacak bir bilimsel konsept'tir. Örneğin Kuantum Mekaniği, "Bir elektronun sabit yarıçaplı bir yörüngede bulunma olasılığı sıfırdan farklıdır" kuralında olduğu gibi probabilite üzerine kurulmuştur. Hatta Bir orbitaldeki elektronların + ya da - spine sahip olma olasılıkları, Rastgele Dağılım Kuralı "Random Distribution Rule" gereği %50 dir" söylemi de bir olasılık kuralıdır. Öyleyse bir takım hesap, grafik, dağılım analizleri yaparak "Marmara'da 6 yıl içinde bir deprem beklenmelidir" sonucuna varabilmek de bilimseldir bir söylemdir**.

 

_________________

*Uğur Kaynak ,1939 yılında Elazığda Doğdu, İ.Ü.F.F.'den 1965 'te Mezun oldu, Etibank'ta, Fırat Üniversitesinde çalıştı. Kocaeli üniversitesinden kadrolu profesör olarak emekli oldu. 16 adedi depremle ilgili olmak üzere farklı konularda 37 yayın yaptı.

**Bakınız: www.yapiworld.com (Deprem sayfaları, Bilimsel Makaleler : Kaynak,U.,Marmara Denizinin Tabanında Neler Oluyor I-II )