|
ARAŞTIRMA
|
ANADOLU’NUN
YÜRÜYEN VOLKANLARI
(Türkiye’de Neden Deprem Olur?)
Prof.Dr.Uğur KAYNAK*
Şubat-2002
Yerküredeki volkanlar mekanizma ve biçimsellik bakımından,
1.Ada Yayı Volkanları
2.Deniz Tabanı Volkanları
3.Kıta ortası Volkanları
4.Yarık Erüpsiyonlar
olarak dört farklı sınıfa ayrılırlar.
Lav Bileşimi olarak ise,
1.Asidik Volkanizma
2.Nötr Volkanizma
3.Bazik Volkanizma
4.Karbonat Volkanizması
5.Çamur Volkanizması
olarak gruplandırılırlar. Ancak bunların petrografik yerel veya biçimsel olarak da adlandırıldıkları olur. Örneğin Andezitik Kümülatlar, Toleyitik Volkanizma, Şoşonitik Volkanizma, Kalkalkali Volkanizma, ya da Kaldera Tipi, Vesüv Tipi, Vulcano Tipi, Pele Tipi Volkan ... gibi.
Latincede Vulcain, Grekçede Hephaestos olarak adlandırılan Maden ve Ateş İlahı, hep bu yanardağların derinliklerinde çalışırmış. Afrodit’le evliymiş ama Eros’la da başı beladaymış. Her neyse, işin o tarafını kurcalamayalım!. Ünlü İon Tarihçisi Strabon, Kayseri için “Geceleri sokaklarını ışıklandırmaya gerek yok. Çünkü Erciyes’in kızgın lavları Kayseri’yi yeterince aydınlatıyor.” demişti. Strabon’dan asırlar sonra yaşayan Evliya Çelebi ise “Balta girmemiş ormanlardan Kayseri’ye yaklaştığınızı, ormanın tabanından tüten Kibritiyyet (Kükürtlü Bileşik) kokusundan anlarsınız” diye yazmıştı. Erciyes’e kuzeyden baktığınızda, Tıpkı ABD’deki Saint Hellen Volkanının Yanal Patlamasında (Lateral Explosion) olduğu gibi, kraterinin kuzey yarısının uçmuş olduğunu görürsünüz. Saint Hellen, 20 km genişliğinde 43 km uzunluğunda bir alan içerisindeki ormanı kavurup yatırarak bir karabasan gibi ölüm saçmıştı. Herhalde Erciyes’in son aktivitesinin ilk patlamasında da Kayseri yönünde aynı felaketler yaşanmıştır.
Diğer taraftan Hâlâ Tatvan yöresindeki köylerde, “Bir Ağa’nın (Derebeyi’nin) kızı, istemediği bir evlilik için gelin alayı ile yol alırken, önünün taştan duvarlarla kapatıldığını ve böylece bu evlilikten kurtulduğunu” anlatırlar. Burada, “İşte O Taş Duvar” diye gösterilen oluşum ise Nemrut Yanardağının eteklerinden düzlüklere kadar inen lav akıntılarıdır.
Yukarıdaki tarihsel, mitolojik ve destansı veriler, hem Erciyes’in hem de Nemrut’un, bırakın jeolojik geçmişi, en azından tarihsel geçmiş içerisinde bile aktif olduklarını göstermektedir. Buna göre Şekil-1’deki Genel Tektonik haritada verilen,
1.Ağrı-Tendürek-Süphan-Nemrut
2.Karadağ-Karacadağ-Melendiz-Erciyes
volkan dizilerinde hangi volkanların daha genç oldukları da saptanmış olmaktadır. Bir genelleme yapılırsa , pek kesin olmamakla birlikte yukarıdaki diziler yaşlıdan gence doğru sıralanmışlardır.
Bu volkan dizilerinin bazı yorumlamalara neden olabilecek kendine özgü davranış biçimleri vardır. Bunlar,
1.Her iki Volkan dizisi de Yaşlıdan gence doğru sıralanmışlardır.
2.Her iki Volkan dizisi de birbirine paralel doğrultuda ve ters yönde dizilmişlerdir.
3.Her iki Volkan dizisi de 220 km uzunluktadır.
4.Bir anlamı var mı bilemem ama her iki dizinin ikinci volkanı Melendiz-Hasandağ ve Tendürek-Aladağ olarak ikileme yapmışlardır.
Bu özellikler bu volkanların aynı fenomenin etkisinde olduklarını gösterir. Bu fenomen ise yürüyen kabuk altında sabit duran sıcak nokta volkanları olmaları biçiminde açıklanır. Yaş sıralamasının kesinlik kazanabilmesi için en azından her iki dizinin bütün volkanlarından (belirli yüksekliklerden) numuneler alınarak Potasyum-Argon ya da Rubidyum-Stronzyum yöntemleri ile radyoaktif yaş tayinlerinin yapılması gerekir. (Not:Sevgili genç yerbilimciler. Umarım benim bu yaştan sonra Ağrı Dağına tırmanmamı beklemiyorsunuzdur!.)
Bu yaş sıralanmasında gerçekten pek emin olamadığım işaretler var. Örneğin Anadolu’nun Sesi Programlarında, PKK militanlarının Tendürek Dağlarının sıcak mağaralarında (Kaloriferli Mağara!) kışladıkları yayınlandığında, “Hayret, Tendürek’in solfatar safhada olmaması gerekirdi!” diye düşünmüştüm.
Şekil-1.
Yürüyen Volkanların Konumları
Yürüyen bir kabuk altında duran bir sıcak nokta, eğer kabuk hızı 3 cm/yıl ‘dan küçükse kalıcı etkiler yapabilir. Bu etkiler sırası ile Yeryüzü Sıcak Noktası, Dom, Tektonik Pencere, Üçlü eklem Yarılması ve Volkan biçiminde etkinlik kazanır. Ancak Yürüme devam ettiğinden, Volkanlar kabuğun yürümesi ile aynı doğrultuda fakat yaş sıralaması olarak ters yönde sıralanırlar. Bu sıralanma kabuğun ilerleme miktarını da gösterir. Böylece Alpin Dağ Oluş Sistemi içerisindeki en genç dağ sırası olan Cilo-Reşko dorukları ve hâttâ başı ve sonu Pirene’lerde olduğu gibi garip bir biçimde kesik olan Kafkas Sıra Dağları’nın da oluşum nedeni, bu 220 km atımlı büyük kompresyonla açıklanmış olur. Bilindiği gibi en genç dağ sıraları, atmosferik aşındırmaya en az maruz kaldıkları için Testere dişi gibi görünürler. Tabiidir ki dağ yükselme hızının atmosferik aşındırma hızından büyük olması da bu konuda etkendir. Uçaktan bakıldığında Cilo-Reşko dorukları da tam bir Testere dişi görünümü verirler. Diğer taraftan Petrol taşıyıcı hazne kayaçlara sahip olan Arabistan levhasının, Güney Doğu Toros’ların altına Bindirme Kuşağı ile belirlenen yerden dalarken, kaç km ileriye çift kabuk yaptığının da ölçüsü bulunmuş olur. Bu söylem “Nerede petrol aranması gerektiğini Levha Tektoniği belirler” savına güzel bir örnektir. Yani biraz daha derinde olsa da petrolü, Elazığ ve Muş ovalarında da aramalıyız.

Şekil-2. Duran Manto Sorgucu Üzerinde Yavaş İlerleyen
Kabuk
Şekil-1.’de verilen modele göre Afrika’nın üç tarafındaki okyanusların tabanında (Mid Atlantic , Antarctic ve Karlsberg Sea Floor Spreading adı verilen) genişleme dolayısı ile Afrika kuzey batıya doğru ilerleyerek Akdenizin tabanını, İtalya’nın, Yugoslavya’nın, Yunanistan’ın, ve Türkiye’nin altına daldırarak, Akdeniz’i kapatmaya çalışmaktadır. Bu sırada Kızıldeniz, tabanındaki etkin rift çalışmasıyla açılmakta ve dolayısı ile Arabistan levhası, hem Afrika ile birlikte ilerlemekte, hem de saat yönünün aksine dönmektedir. Anadolu ise duran Avrasya ile Kuzey doğuya ilerleyen Afrika arasında sıkışmaktadır. Bu hareket şablonu en az 30 milyon yıldan beri süregelmekte ve bugünki Akdenizin atası olan Neotethys Okyanusunun plastik özellikli kabuğu, Anadolu’nun güneyinde dalarken, üzerindeki volkanik, kimyasal ve biyolojik çökeller sıyırılarak Anadolu levhasının kenarına eklenmekte ve Toros dağlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle Torosların ya da Munzur dağlarının tepesinde milyonlarca ton midye kabuğu veya sadece 5000 m derinlikte okyanus tabanında rastlanılan Harzburgit , Limburgit, Lerzolit daykları var. Bu sırada Karlıova’da birleşen, kabuk derinliğine kadar etkili olan iki adet fay (K.A.F.Z. ve D.A.F.Z.), aralarında 60° - 120°- 60° - 120° açılar yapacak biçimde çalışmakta ve sıkıştırmanın etkisi ile iki dar açı tarafında kalan levhalar yanlara doğru kamalama yapmaktadır. Bu kamalama olayı sıkıştırılan plastik kabukta kural olarak hep bu şablonda gerçekleşir. Yeryüzünde ölümcül depremler üreten buna benzer kamalama şablonları,
A.B.D’de.............................................................San Andreas – Garlock
İran’da................................................................Zagros-Kirman
Afganistan,Kırgızistan’da....................................Karakurum-Hindukuş
Çin’de.................................................................(Burma,)Çöngtu-Yunnan
adlarını alırlar.
Kıtaların kaymasının nedeni Astenosfer’deki konveksiyon döngüleri olup, sonuçları ise bize deprem ve yanardağ olarak yansıtılır. Bu devinim Yerküremizin, Şairlerin dediği gibi Yaşlı olmadığını, aksine genç ve canlı bir gezegen olduğunu gösterir. Bütün doğal kaynaklarımızı, ham maddelerimizi, fosil yakıtlarımızı yeraltından sağlarız. Bunların belirli yerlerde biriktirilmesini de bu hareketlere borçluyuz. Şu anda da Yerküre’mizin bazı yerlerinde maden yatakları, petrol yatakları, kömür yarakları ve endüstriyel ham maddeler dediğimiz 2000 den fazla çeşitlilik gösteren malzemeler oluşumlarını sürdürmektedir. Eğer bir gün sürekli üşüyerek kalınlaşan Yerkabuğu, yaklaşık 100 km kalınlığa ulaşarak dalma ve yarılma yeteneğini yitirirse, yeni dağlar oluşamayacak, kıtalar yeni kara parçaları kazanamayacak, atmosferik aşındırma sabitleşen dağları yaklaşık 20 milyon yıl gibi kısa bir sürede dümdüz aşındıracak ve sonuçta Yerküre bir “Buzdan Okyanuslar Gezegeni” ne dönüşerek canlılığını yitirecektir. Eğer,
Bir asteroid çarpması ile yok olmazsak,
2000 yıl sonra beklenilen Yermagnetik alanının sıfır döneminde soy kırıcı ışınlarla baş edemezsek,
Kendi çöplerimiz içinde boğulmazsak,
Çaresiz bir gen mütasyonu ile soyumuz kırılmazsa,
Yakın çevremizde bir süper nova patlaması olmazsa,
Galaktik kol üzerindeki yolculuğumuzda güçlü bir kara deliğe rastlamazsak,
Nükleer kış, Volkanik kış, Karbon di oksit yazı gibi belalarla baş edemezsek... Buzlar Gezegeni evresi için yaklaşık 3-4 milyar yıl gibi bir zamanımız kaldı demektir. Elimizi çabuk tutup başka genç gezegenler bulmalı ve Evrene yayılmalıyız. Herhalde yaratılırken, ezelden bize verilen görev bu olsa gerek. Yoksa ne işimiz vardı buralarda?!
Bu özetlenen levha tektoniği kinematiği bize neden Türkiye’mizde depremlerin olduğunu ve neden bundan sonra da olacağını açıklar.
_________________
*Uğur Kaynak ,1939 yılında Elazığda Doğdu, İ.Ü.F.F.'den 1965 'te Mezun oldu, Etibank'ta, Fırat Üniversitesinde çalıştı. Kocaeli üniversitesinden kadrolu profesör olarak emekli oldu. 16 adedi depremle ilgili olmak üzere farklı konularda 37 yayın yaptı.